GÜNLÜK

All posts in the GÜNLÜK category

yeniden ben buradayım

Published January 22, 2010 by Emine Göl Yılmaz

bu ilk değil aslında bloggerdaki blogum.daha önce de blogumu ilgisizlikten kapanışını üzülerek izlemiştim.neyse her şeyde bir hayır vardır diyerek yeniden başlangıç yapalım……

ANNENİZ

Published January 16, 2010 by Emine Göl Yılmaz
Hala sizinleyse!!!

1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.

2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.

3 yasınızdayken
size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.

4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.

5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda ‘GITMIYCEEEEEEEM’ diye ağlayarak teşekkür ettiniz.

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.

9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü ‘Sen bizimle oturma’ diyerek teşekkür ettiniz.

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.

Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.

21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. ‘Ben senin gibi olmayacağım’ diyerek teşekkür ettiniz.

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.

30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. ‘Artik bu ilkel yöntemleri bırak’ diyerek teşekkür ettiniz.

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. ‘Anne işim başımdan aşkın’ diyerek teşekkür ettiniz.

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.

Derken bir gün….. o öldü.
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu….

VE BİR HİKAYE:

‘Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı. Uyku sersemi adam telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
Annesi ‘nasılsın oğlum iyi misin?’ diye sordu.
Oğlu şaşkın bir ifadeyle ‘iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi
misiniz?’ dedi.
Annesi ‘biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim’ dedi.
Oğlu da ‘anne bunun için mi aradın saat sabahın üçbuçuğu yarında
konuşabilirdik’ diyince annesi de ‘rahatsız mı ettim oğlum?’ dedi.

Oğlu ‘evet anne rahatsız ettin’ diyince annesi

’30 sene önce sen de beni bu
saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun’

EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN….

UNUTULMAMAK DİLEĞİYLE…                                                                              

ŞÜKRETMEK

Published January 16, 2010 by Emine Göl Yılmaz

            Mutlu Olmak Ve Şükretmek…

  SANMAKİ DERT SADECE SENDE VAR..

    SENDEKİ DERDİ NİMET SAYANLAR DA VAR..


 
demek ki neymiş :
derdimi dinledim, derdimden  iğrendim… 
onun derdini gördüm, derdime imrendim…. 
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti, Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,

ODA BU GÜNDÜR!

CAN DÜNDAR’DAN EVLİLİK ÜZERİNE

Published January 16, 2010 by Emine Göl Yılmaz

(Can Dündar yine üstatlığını konuşturmuş…)


Evlilik, inanmadığım halde
içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum
benim için.
 17 senede (abartmıyorum)
40 çift arkadaşımın son verdiği
kurum aynı zamanda da...
Evlili ğimin bu kadar
uzun sürmesinin gizi belkide kuruma
inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun 
dayattığı şekilde yasamamaktan...
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak 
kadından yasça büyük olması,
eğitim seviyesinin erkeğin
 lehine ya da en azından
eşit olması bunların sadece ikisi...
Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek 
yasça büyük olmalı ki, kadına 'hot'
dediğinde oturmalı kadın...
Yâda
yumuşatıyorlar;
-Efendim kadın erkekten önce 
çöktüğü için (hani doğum falan)
küçük olmalıymış yaşı...

Eğitimde de böyle...
Kadının çok okumuşu bilmiş
olurmuş, evde kalmakmış layıkı...

EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK;
ne 'hot'
dememe gerek kaldı 17 senede,
ne de benden önce çöktü...

Yıllar içinde
ben yaşlandıkça o gençleşti,

-'Ooo Can bey kapmışınız çıtırı'
esprilerine muhatap dahi oldum.

EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ;
ben bir taneyi
9 senede bitirdim..

Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik
baktım... Kulağa gelen müzik tekse de,
onu oluşturan notalar farklıdır der Halil
Cibran...

Bunu unutmadık biz.

Ben konuşurken o dinledi, ben
dinlerken o konuştu 17 sene.

O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o
'haklısın bitanem...' dedik,
Öfke bitip fırtına durulduğunda
 'ama bir de böyle düşün'
dedik fikrimizi savunurken.

Farklı insanlar olarak
görmedik birbirimizi,
aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta...

Asla bilmedik ne k adar para kazandığımızı,
 ortak cüzdanımızdan
gerektiği kadar aldık..

Ne kadar çalarsa çalsın masanın
 üstünde telefon,
kim bu saatte arayan karşı cins diye
sorgulamadık da ama...

Sevginin en
büyük dostuydu bizim için 'güven'...
Ve güvenin ardına saklanmış bir 'saygı'
vardı daima...

Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...

Eee ülkeler neler gördü,
biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık...

Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize,
ben ilk kez odamın dışında
yattım bir gece, misafir odasında...

Gece yarısı kapı açıldı eşim;

-'Ne yapıyorsun burada?' diye sordu
kapının eşiğinden,
 'uyuyorum' dedim
buz gibi bir sesle...
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde
yastıkla...
'kay yana' dedi daracık yatakta.
'ne yapıyorsun?'
dediğimde
'benim yerim senin yanın
sen gelmezsen ben gelirim' dedi...

Anladım ki o gece, en uzun
kavgamız yat saatine kadar sürecek...

Ve bence doğrusu da bu...

Özen gösterdik o günden sonra,
evin her yerinde kavga ettik, yatak
odamız hariç.

Kırsak da zaman zaman kalplerimizi,
asla kin tutmadık
birbirimize...

Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu
 belki de 41 inci
çift ol acaktık o listede...

Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede
olsa bizim oyunumuzdu oynanan...

Evlilik; hesapsız içine dalınması
gereken bir oyun bence...

Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne
benim, ne de bizim sözlerimizle...

Sadece gönlünüzden geçtiğince...

Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun;

'...Yaşadıklarımdan öğrendiğim
bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,
 ırmaklara, göğe, bütün
evrene karışırcasına.
 Çünkü ömür dediğimiz şey,
hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insan a...

CAN DÜNDAR

Hayat
kısa gelen bir battaniye gibidir.

Yukarı çekersin ayak parmakların isyan
eder.

Aşağı çekersin omuzların titrer.
Ama yine de, neşeli insanlar
dizlerini karınlarına çeker,
rahat bir uyku uyumayı başarır...

((((((ALINTIDIR))))))