DENEME YAZILARIM

All posts in the DENEME YAZILARIM category

DENİZDEN BABAM ÇIKSA YERİM !..

Published December 13, 2010 by Emine Göl Yılmaz

DENİZDEN BABAM ÇIKSA YERİM !..

Diyenlerdenmisiniz?

Bence bu konuyu yazımızı okuduktan sonra birkez daha düşünün.

Ne zamandır haberler de rastlamadığım bir durum ya da bana denk gelmedi.Haber de Macaristan’da

4 Ekim tarihinde patlama olduğu ve Tuna Nehri’ne Kızıl çamurun hızla yayılması haberiydi.

Açıkcası bu konu beni çocuklarına sağlıklı beslenme adına sık sık balık yedirmek isteyen anne iç

güdüsüyle içimi sıkmıştı.

Gel gör ki bu habere ne zamandır rastlamadığımı belirtmiştim .

Karadenizin nasıl bir kaderi vardır ki önce 26 Nisan 1986’da Çernobil Nükleer istasyonu’nda

meydana gelen patlamanın ardından da artış gösteren kanser vakalarında olmuş nice evlere acı ve

gözyaşı hakim olmuştu .

Gerçi bu kızıl çamurunda başta akciğer kanseri olmak üzere bir çok hastalığa neden olacağı

konusunda tüm haber daireleri hem fikirdi.

Günümüzde artık sadece balık değil her türlü sebze ve meyvenin ve kasaplarda ki etlerin dahi

hormonlu olduğunu düşünecek olursak yine de balık sofraların vazgeçilmezi -beyaz et -olarak

karşımızda olacağı muhakkak.

Eşiminde Karadenizli olması sebebiyle çok sık balıklı sofralarımızı donatır oldum .(çok balık seven biri

olmadığımı da üzülerek belirtmeliyim) .Ama malum çocuklar işin içine girince severek yemeye

çalışıyorum.

Son günler de ismi akla başka konuları çağrıştırsa da ilk duyan insanlar da Greenpeace etkili bir eylem başlattı…

”Senin ki kaç santim”

Ben bu eyleme katılanlardanım .Greenpeace’in resmi sitesi olan http://www.kacsantim.org/

Adresinden daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

Eşimin aldığı balıkların artık boyut olarak küçülmesini ve köşebaşında yeni açılan balıkçıda da hergün

okul yolunda rastladığım balıkların boyuna bakarsak bu eylem çok haklı ve destek görmesi gereken

bir eylem.

Balıkçılığın devamı gelecek nesillerin balık yiyebilmesi için; Tarım bakanlığının acilen bu konu da el atması lazım.

Yavru balık avının yasaklanması, yavru balık satışının engellenmesi ve yavru balıkların biz tüketiciler

tarafından satın alınmaması konusunda uyarılar da bulunması gerekir . Denizlerimizin geleceği

bizlerin ellerin de .Bu konuda duyarlı vatandaşlar olarak eyleme katılmalı .

Destek vermeli ve denizden babam çıksa yerim diyen vatandaşlar

olarak balığımıza sahip çıkmalıyız.

Bol balıklı günler….

EMİNE GÖL YILMAZ

Advertisements

NİLÜFER ÇİÇEĞİ

Published December 8, 2010 by Emine Göl Yılmaz

 ARKADAŞIM PİNKDAİSY’YE ARMAĞANIMDIR.

Senin gölgende isminin ziyasıyla aydınlanacak yollarda yürüyebilmekti en büyük arzum.
Soluksuz geçen zamanın, akıp durulmayan ırmakların suretine davet ederken ruhumu
İçimi delik deşik eden boşluğa isim veremezken hayal ada-m- da geysülerini okşarken
buluyorum kendimi.
Gece benim gibi ıssız ve yalnız ,yağmur yağıyor bardaktan boşanırcasına ,ılık rüzgar eşliğinde
yağmalanırken duygularımın çölünde.
Sel baskınlarına maruz kaldı kalbim .

Öyle bir baskın ki seni en ücra hücrelerimden bile sökmek istedi.
Direndim ,bırakmak istemedim ellerini.
Gözlerim gözlerinin müebbet almış mahpusuyken.Nasıl kaçardı sensizlik zindanından.
Hasret ,acı,hüzün ve ne varsa sana dair içimde renksiz bir uçan balon hemde kocaman.
Tutamadığım da, elimden kaçtığında yalnızlığın kıskacına takılmış oluyor.
İşte bu yüzden üzgün ve biçare umut taşıyan bulutlarım.
Bir bavul dolusu kırgınlığım ve mutsuzluğum var , vuslatımızı yakıp kül eden .
Yastığım taş kesilmiş,avuçlarımda tel örgüler.
Kimliğinde adın artık ayrılık yazıyor. Resimlerim hasret kokarken
Sevdam eşittir ayrılık.Eşittir sancılara gebe sürgün yarınlar.
Kan rengi günlerin ,acıtan gülüşlerin ,gönlümü dağlayan bakışların ve benim içimi
kemiren umarsız yanların var.
Yeşeren dallarımı kıran bir fırtınaydın sen.
Kayıp kentimin saklı incisi desem örneğin sana .
Gözlerimi kırpmaktan hep korksam mesela .
İtiraf etsem sonra, düşersin diye kırptığımda.
Yollarına düşerim ,buhar olup siluetine karışırım .
İnce sızılarımla yoğrulurum.Niceliklerimizde kalmaz sonrasında .
Senli-benli laubaliliğimiz çoktan aşmıştır sınırlarımızı .
İçten içe yanıyorsa insan ne çıkar.Ne çıkar ki tüm yollar uçurum kenarında son bulsa.
Göz bebeklerime kör düğümler atılıyor bilesin.Attığım her adım sana değil saplıyor bataklığa.
Nilüfer çiçeği olup açıyorum orada , adımı yazıyorum tarihe.
Nihil oluyorum ardından ,suküna gömülüyorum sessizce.
Oysa narin ruhumda nice söyleyemediğim kıymıklı sözlerin var

Söylemesi zor ama hala ilk gün gibi seni seviyorum…

emine göl yılmaz

Annem’e Babam’a özleme dair !..

Published November 3, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Gönlünüze hasret tınıları yerleşmeyi versin .Tomur tomur göz yaşlarınıza dur diyemezsiniz .

Gurbette ki sevdalarınızdır gününüze konup geçmeyen .Özlemdir sizi huzura eriştirmeyen.

Araya dağlar girdi mi;vuslat saatini hesaplamaya giriştik mi, o gönlümüzde yanan korun

söndürülmemek üzere yakıldığını nereden bilebilirdik ki !…

İçimde büyüttüğüm hicranımın ,gün be gün kesretleşip boyumu aşacağını tahmin dahi edemezdim.

Hangi yalnızlığı şarkı edindim kendime.

Hangi karanlığı kurtarıcım bildim.

Hangi sevdalar gönlüme karabasan ,hangileri diken oldu.

Hangisi kışlam da yiten günümdü.

Hangisi sert esen ilk rüzgarda solan gülüm .

Hangisi candan geçmiş beden de körpe bebek nüvesiydi.

Hangisi ayrılık fidanının ilk tomurcuğu ,hangisi gözbebeklerime yerleşen sürgün bakışımdı.

Ayrılıklardı ,yalnızlıklardı,geçmişe göz kırpmaktı.

Geleceğin bedbaht göründüğü rivayetiydi.Sabırsız iklimlerin güze açan gülleri gibi.

Hep arayışlar da,hep bozgunlar da yüz göz oluyordum.

Tek gerçek sizi çoooook özlediğimdi.

Şimdi bu koca şehirde ,upuzun mahalle aralarında bir sokak lambası yalnızlığın da geçer günlerim.

Özlemim var size .Ruhumun acıyan yanlarını iyileştiren sesiniz var iç cebimde.

Gönlümün ırmaklarında yansıyan siluetiniz var .

10 yıllık gurbet ağırlığını taşıyan yorgun omuzlarım var.

Sizin hasretinizle kavrum kavrum kavrulan yüreğim

İçimde ki yorgunluk duvarının sıvalarından kurtulup yeniden asumanın rengine bakmalı bunu

denemeliyim.

Hep şairin şiirlerinin içtiğim acı kahvem gibi içime yer edinmesiydi .

gönlümde ki hasret bulutunu itip aydınlıkları sunmasıydı …

(*)ANNEM’E MEKTUP

Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,

Her gün biraz daha süzülmekteyim.

Her gece içine mermer döşeli,

Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.

Böyle bir lahza kaldığım zaman

Geceyi koynuma aldığım zaman

Gözlerim kapanıp kaldığım zaman,

Yeniden yollara düzülmekteyim

Son günüm yaklaştı görünesiye,

Kalmadı bir adım yol ileriye;

Yüzünü görmeden ölürsem diye

Üzülmekteyim ben üzülmekteyim.

 

İnce dilimlenmiş ağlara geriliyor gibi.Yakın gözlüğünü bulamayanlar gibi .

Sessizlik gibi,sır gibi,kimsesizlik gibiyim.

Yıkılıyor içimde ki bir bir yıkılmaz dediğim dağlar ailemin kıymetini daha çok anladım.

Özlemleriniz di; yüzünüzün derin çizgilerini silsile olup yüreğime taşıyan .

Çınlayan sesinizdir kanadı kırık yavrunuzun kulağında ki

Tüm hüzün taşıyan şarkılarda ağlayandım.Genç yaşımın genç duygularına boyun eğip,yıkılmamayı

öğrenmekti hayat belki de.

Yalnızlığımdaki kalabalık duygularımdınız siz.

Siz başımın tacı.Ebeveyn olmanın ne olduğunu,koruma iç

güdüsünün ne olduğunu hani eskiler derler ya (anne olunca anladım ).

Ömrümün anlamını ,rengini ,yaşadığım en koyu sevdaları bir bir anladım tarafsız bakmayı.

Sundurmam oldunuz siz.Feleğin üzdüğü günümü göz yaşına boğduğum anlarda .

Evimizin bereketiy di kıldığınız namazlar. Ahhh ! bir de varlığınız…

Hayatın güzel olduğu kadar çileli yanlarını anlattığınız anılarıma sarılırdım yastığım diye.

Biçare yanlarımı göstermedim size hep gizledim.İstedim ki hep mutlu bilesiniz beni .

Yetiştirdiğiniz gibi hep kendine güveni olan hep disiplinli istediğiniz gibi…….

EMİNE GÖL YILMAZ

(*)Necip Fazıl Kısakürek –Annem’e Mektup

KÖTÜLÜĞÜN YOLDAŞI NEFİS

Published October 3, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Olabilirdilerin ardına saklanmakla bitmiyordu iş.

Korkuyla karışık kaçmanın sığınağı zannedilen yalnızlıklar:Bizide birgün yarı yolda bırakmazlarmı?

Yine ay,yine gece deriz dert sığınağı bir sundurma ararız dert hanemize .

Dostlarımızdan imdat çığlığımızı duymalarını isteriz.

Onlarda bizden yüz çevirmezlermi (?)Onlarda terketmezlermi en zor ,korunmasız ve

teselliye muhtaç anlarımızda .Onlarda nefsinle hesaplaş demezlermi ?

Hep sığındığım kitaplardan biriydi.Yanımdan ayırmayı aklımın ucundan geçirmediğim.

*YUSUF HAS HACİP’in KUTADGU BİLİG ‘İ şöyle diyordu kitapta

Et özke bulun bolma bilgi ulug

Et öz bulnasa kör kolur din yulug

(Ey büyük bilgi sahibi,vücudun esiri olma;vücud seni esir ederse fidye olarak dinini ister.)

Nasıl istemesinki insanlar kendilerini şeytanın sesine emanet etmişcesine bu dünyadan kendilerini

soyutlamaya çalışırken nasıl olurda tövbe edip dine yönelirler.

Devam ediyor kitapta.

Bu et özke birme tilek arzusun

Tilek bulsa yiyür idüsü başın

(Bu vücudun dilek ve arzusunu yerine getirme,dileğine kavuşursa sahibinin başını yer .)

Yemiyormu zaten ,hemde tamahkarlıkla ,büyük bir hazla yalayıp yutuyor midesi delinmişcesine .

Bu yok olmaya dur demeli.Ama nerede hangi kuytuya saklanmıştır dur diyecek ” irade”

İradenin şekli şemali nasıldır diye soranlara sözlüklerde anlamı şöyle açıklanır.”isteme gücü”

Aklımı zorlayan bir soru .

Peki bu güç yalnızca nefs-i emmare için mi çalışır?

Kutadgu Bilig’e devam edelim.

Bu kün kodmagınça hava arzular

Yarın bulgu ermez özüm edgüler

(Bugün bu nefsi ve arzuları üzerimden atmadan,yarıniyilik bulmama imkan yoktur)

Nasıl olur ki zaten seni yedikçe yiyor tükettikçe tüketiyor.

Arsızın ,huysuzun riyakarın,müfterinin,tamahkarın tek’i yapıyor.

Rüzgarın yolumuzdaki iyilikleri süpürmesine dönüyor hayat .

Sen ben bu dünyadaki nefs ziyanı. Hakikate açılan pencereden gökyüzüne bir bak.

Bir bak duaların ziyasıyla daha da parlayan yıldızlara ve bulutlara.

Çiçekler ,böcekler tüm kainat yaradana zikr ederken biz nefsimizin sesine kulak veriyoruz.

Soralım kendimize .

Bunca savaş ,dökülen kan ne içindir.Nefsinin yani (senin) kötü emellerine yada buyruklarına

bu eğen bu bedende konaklayarak can veren can kuşunu teslim ederken nasıl rahat yatarsın ?

Nice yiğitlerin ,nice taze gelinlerin,dünyaya gözünü yeni açmış bebeklerin , nice şehitlerin kanlarıyla

yıkanmış bu topraklar üzerinde nefes alırken sor bir kendine !

Utanacağımız yüzümüzü kızartacak yine yeniden siper olacak cevap Kutadgu Bilig ‘ten gelir.

Bu nefsing uçuzla ağır bolga can

Bilig beg bolup kör ukuş bolga han

(Bu nefsine değer verme canın aziz olur;bilgi bey olup,akıl hanlık eder)

Bu is’li kandırmacadan ve kovalamacadan vazgeç.

Nefsinin emirlerinin zıddına yönel.

Gerçeğin tecellisini güney’de bulacaksın.

Unutma yalnızca inan.İman inanmayla birdir.

Bu dünya yagı ol bu nefsing yagı

Bu iki yagınıng yadıglık agı

(Bu dünya bir düşmandır.nefsin ise başka bir düşman

bu iki düşmanın her yerde tuzağı hazırdır)

İbret almak niyetiyle bakılırsa nasıl utanç duvarının sıvasını yaptığımızı anlatmazmı?

Okunan her satır .Kendi adıma bu bataklıktan kurtulmanın tek yolu ebediyete intikal

olduğunu biliyorum.”Alternatif”.Ama bu bataklıkta yürüyüp batmadanda geçebiliriz .

Bunu başarabilmek olmayacak dua değil gibi.

Yeter ki inanalım ve kendimize vereceğimiz sözün arkasında duralım.

O zaman kimbilir belkide gelecek aydınlığı temsilen muasır ve inançlı bir nesil bizimdir .

Dua ve sücud !!!

Unutmayalım hakikatı görmenin ve tuzağa yakalanmamanın belkide tek şartı bu.

EMİNE GÖL YILMAZ

*Yusuf Has Hacip ve Kutadgu Bilig –Numan Külekçi —

HASRETLİĞİM

Published June 26, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Gözlerdi sözlerin dansıyla büyülenen,ölümü hep arındırıcı olarak düşlerdik.Yansımaydı günlerin,güne bakan ikizi.
Yalnızlardık yalnızlıklarını paylaşmayı bilmeyen.
Avuç içi kadar hayatımızda varlığımızdan rahatsız olduğumuz  nice huylarımız vardı.Sakinin şerbetine hasret kaldığımız…
Bırakıp gitmekti,bırakıp geçen günün üzerimize iğnelediği izlerden kurtulmaktı.
Niceliği arıyordum.Yalanlarıyla hoş görünen dilberin;gece karası saçlarında.AVUNMAK,AĞLAMAK,SIZLAMAK,İNCİNMEK  HEPSİ VARDI ve yolun sonuna işaretti.
Aynı rüzgar savurmuştu beni,aynı kavruk yapraktım.Yakamozlarına hasret günbegün eriyen
Yılan kavi yollardı,heba olan gençliğimin dizginleri elimden yitip giden .
Sevdalardı,kavak yelleri gibi esen başımda .Cidarımızda soluk bir resim.Gülümüşüzün eprimişliğinin ağırlığıyla iki büklüm .
Soluk bir benlik nefhası.Yakası açılmadık bir güzelliğinin ben bendesi.
Yarınları beşikte büyümeyi bekleyen.
Köhne bir kaygı,silik bir hüzün,derin bir soluk alışı gençliğim .
Kardeş kuşağı gibi o saf günlerdi.O heyecandı kalp kapımızı sonuna dek açmamızı sağlayan.
O vurdumduymaz,sitemkar birbaşınalığındı.
Ve beni yalnızlığına ilikleyen HASRETLİĞİMDİN
                                              
http://istanbul.eturkiye.net/2010/06/26/hasretlaazam/

EMİNE GÖL YILMAZ   

YAZILARIM

Published January 16, 2010 by Emine Göl Yılmaz

ANNE BABA OLMANIN DAYANILMAZ SORUMLULUĞU VE ACIYA SÜRGÜN İSTANBUL 2002 YILINDA
VUSLAT DERGİSİNDE YAYIMLANAN YAZILARIMDIR.
her hakkı bana aittir …….alıntı yapmayınız lütfen…….

eminegolylmz

ANNE BABA OLMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Published January 16, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Anne-baba olmanın en heyecanlı yanı olmalı çocuk.
İçimizde ki ceninin varlığım bilmekle başlar tüm serüven.
Sonra ilk tekmelemeler.
Beklenen yolcunun geleceği gün heyecanla çalar kapımızı.
Cana yaşattığı. Acıları unutturan gülüşleridir; bundan böyle
günlerimizi şenlendiren.
Daha ilk günden çocuğumuzun hayırlı olmasını
dileyerek dünyaya getirmemizin dışında, anne baba
olmanın en önemli unsurudur; sabırla, umutla,
inançla, günümüzde yaşayacağımız zorlukların, geleceğinin
aydınlık olacağı pahasına en iyiyi, dürüstlüğü, ahlâkı
evladına öğretmek.
Küçük görünen bastırdığımız noktamızın, ileride daha
belirgin ve net görülmesi için yılmadan
çalışmalı ve duayı, şükretmeyi, inanmayı elden bırakmamalıyız.
Kendine güvenen bireyler olarak yaşıyoruz.
 Kendine güveni sonsuz bireyler.
Hissettirerek yaşayan ve yaşamayı ilke edinenler olarak
günlerimiz geçip gitmekte.
Anne-baba olarak sorumluluğumuzun bilincindeyiz.
Hal böyle iken nasıl oluyor da çocuklarımıza yeterince
 ilgi göstermekten mahrum kalıyoruz.
Anne-babanın eğitimi, bir önceki kısmen terk edilen
kuşak tarafından belirlenir ve verilir.
Babayı tabiri caizse (son günlerin moda sözüyle) taştırın
erkeği yada maço olarak yetiştiren ebeveyn, çoktan ileride
çekeceği sancılara gebe kalmıştır.
Ataerkil ailelerde olduğu gibi evin reisi baba daha
küçükken koluna altın bileziği takılandır.
Kadının elinin hamuruyla her işe burnunu sokma diyerek
dışlandığı erkek hegemonyasının egemen olduğu
bir toplumda, yinede suçlanacak kişinin kadın, yani ana o
lduğunu düşünmek ne kadar acı verici.
(.) olduğunu söyleyen bir pazarcı bile, “bende 4 tane var” diyerek
kadını aşağılayabiliyorsa gelecek kuşaklara da ideal(!) ebeveyn
olarak bırakacağımız miras şimdiden bellidir.
Peki, ideal anne baba yok mudur? El-betteki vardır.
 Ekmeğini taştan çıkaranlar, iki işte birden çalışanlar,
ayağını yorganına göre uzatıp ailesini de ele güne muhtaç
etmeden geçimini sağlayıp, kendi yağlarıyla kavrulan
ideal aileler mutlaka vardır.
Biz yinede olumsuz tablolara bakalım.
“Erkek adamın erkek evladı olur”, “çocuk kız olursa
cami avlusuna bırakır, eşimi de boşanırım” diyenlerle
dolu bir coğrafyada yaşıyoruz.
 Evladın hayırlısını istemek varken, böylesi geri düşünceler
hayatımızda ve toplumumuzda yer edinmektedir.
İstenmeyen kız evlat okula gönderilmeyendir.
 Hâlbuki geleceğin, geleceğe yakışan annesidir “O”.
Şimdiden saygı gören çocuklardır geleceğin
ideal anne baba çiftleri.
Bizler yaşlılıkta beklediğimiz saygıyı; şimdiden
küçük bireylerin büyük beyinlerine
 inceden inceye, örfümüze ve çağımıza uygun olarak
birer kanaviçe edasıyla işlemeliyiz.
İşte o zaman, hak ediyorsak o saygıyı geleceğin
anne ve babasından göreceğiz.
Bilinçli, ayağı yere basan, kendine güvenen, dahası
gözümüz arkada kalmadan ve asıl dünyaya
göçeceğimizde, yetiştirirken tuğlasından,
harcından ve emeğimizden ödün vermediğimiz
çocuklarımız uğurlayacaklardır bizi.
Atalarımızın dediği gibi “ne ekersen onu biçersin”

eminegolylmz