Archives

All posts for the month November, 2010

Varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi

Published November 28, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Bu uçsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,
Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi;
Biri iyinin kötünün aslını bilir,
Öteki ne dünyayı bilir, ne kendini
 

Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece;
Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde!
Böyle diyen gönül denize kavuşunca
Baktı kendinden başka şey yok görünürde.

Dert içinde sevinci bul da yaşa;
Haksız düzende haklı ol da yaşa;
Sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,
Varından yoğundan kurtul da yaşa

Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;
Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;
Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,
Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.

ÖMER HAYYAM

Akıllara Ziyan Bir Hesaplama Ve Bir Güzellik

Published November 25, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi …onunla evlenmek ister. Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.
Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.
Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.
Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.

Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte, aşka adanmış iki eser.

Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin. Ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.
Göreceğiniz manzaraysa şudur mirim:

Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar! Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay. Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır ….
 

ALINTI

Unutamıyorum

Published November 3, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Unut demek kolay gel bana sor bir de,
Unutamıyorum işte unutamıyorum,
Birşey var şuramda beni kahreden,
Şuramda tam yüreğimin üstünde,
Çakılı duran birşey var,
Elimde değil söküp atamıyorum.

Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere,
Kimi görsem biraz sana benziyor,
Seni hatırlatıyor şu bulut, şu gökyüzü,
Şu kayalıkları döven deniz,
Şu hüzünlü melodi, şu napoliten şarkı,
Bir zamanlar beraber dinlediğimiz.

Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan,
Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba,
O güzelim gözleri kime bakıyor,
O canım elleri nerde,
Oysa günler o günler değil,
Ve kalan şimdi sadece özlemin gecelerde.

Durup durup seni büyütüyorum içimde,
Seninle acılar büyütüyorum,
Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz,
Kirli sular yürütüyor iliklerime,
Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun.

Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem,
Birgün olsun bir dakika olsun,
Unut demek kolay,gel bana sor bir de,
Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum.

Dilimin ucunda sen,
Başımın içinde sen,
Kader misin,ecel misin nesin sen,
Unutamıyorum işte unutamıyorum.

[ Ümit Yaşar Oğuzcan ]

Annem’e Babam’a özleme dair !..

Published November 3, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Gönlünüze hasret tınıları yerleşmeyi versin .Tomur tomur göz yaşlarınıza dur diyemezsiniz .

Gurbette ki sevdalarınızdır gününüze konup geçmeyen .Özlemdir sizi huzura eriştirmeyen.

Araya dağlar girdi mi;vuslat saatini hesaplamaya giriştik mi, o gönlümüzde yanan korun

söndürülmemek üzere yakıldığını nereden bilebilirdik ki !…

İçimde büyüttüğüm hicranımın ,gün be gün kesretleşip boyumu aşacağını tahmin dahi edemezdim.

Hangi yalnızlığı şarkı edindim kendime.

Hangi karanlığı kurtarıcım bildim.

Hangi sevdalar gönlüme karabasan ,hangileri diken oldu.

Hangisi kışlam da yiten günümdü.

Hangisi sert esen ilk rüzgarda solan gülüm .

Hangisi candan geçmiş beden de körpe bebek nüvesiydi.

Hangisi ayrılık fidanının ilk tomurcuğu ,hangisi gözbebeklerime yerleşen sürgün bakışımdı.

Ayrılıklardı ,yalnızlıklardı,geçmişe göz kırpmaktı.

Geleceğin bedbaht göründüğü rivayetiydi.Sabırsız iklimlerin güze açan gülleri gibi.

Hep arayışlar da,hep bozgunlar da yüz göz oluyordum.

Tek gerçek sizi çoooook özlediğimdi.

Şimdi bu koca şehirde ,upuzun mahalle aralarında bir sokak lambası yalnızlığın da geçer günlerim.

Özlemim var size .Ruhumun acıyan yanlarını iyileştiren sesiniz var iç cebimde.

Gönlümün ırmaklarında yansıyan siluetiniz var .

10 yıllık gurbet ağırlığını taşıyan yorgun omuzlarım var.

Sizin hasretinizle kavrum kavrum kavrulan yüreğim

İçimde ki yorgunluk duvarının sıvalarından kurtulup yeniden asumanın rengine bakmalı bunu

denemeliyim.

Hep şairin şiirlerinin içtiğim acı kahvem gibi içime yer edinmesiydi .

gönlümde ki hasret bulutunu itip aydınlıkları sunmasıydı …

(*)ANNEM’E MEKTUP

Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,

Her gün biraz daha süzülmekteyim.

Her gece içine mermer döşeli,

Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.

Böyle bir lahza kaldığım zaman

Geceyi koynuma aldığım zaman

Gözlerim kapanıp kaldığım zaman,

Yeniden yollara düzülmekteyim

Son günüm yaklaştı görünesiye,

Kalmadı bir adım yol ileriye;

Yüzünü görmeden ölürsem diye

Üzülmekteyim ben üzülmekteyim.

 

İnce dilimlenmiş ağlara geriliyor gibi.Yakın gözlüğünü bulamayanlar gibi .

Sessizlik gibi,sır gibi,kimsesizlik gibiyim.

Yıkılıyor içimde ki bir bir yıkılmaz dediğim dağlar ailemin kıymetini daha çok anladım.

Özlemleriniz di; yüzünüzün derin çizgilerini silsile olup yüreğime taşıyan .

Çınlayan sesinizdir kanadı kırık yavrunuzun kulağında ki

Tüm hüzün taşıyan şarkılarda ağlayandım.Genç yaşımın genç duygularına boyun eğip,yıkılmamayı

öğrenmekti hayat belki de.

Yalnızlığımdaki kalabalık duygularımdınız siz.

Siz başımın tacı.Ebeveyn olmanın ne olduğunu,koruma iç

güdüsünün ne olduğunu hani eskiler derler ya (anne olunca anladım ).

Ömrümün anlamını ,rengini ,yaşadığım en koyu sevdaları bir bir anladım tarafsız bakmayı.

Sundurmam oldunuz siz.Feleğin üzdüğü günümü göz yaşına boğduğum anlarda .

Evimizin bereketiy di kıldığınız namazlar. Ahhh ! bir de varlığınız…

Hayatın güzel olduğu kadar çileli yanlarını anlattığınız anılarıma sarılırdım yastığım diye.

Biçare yanlarımı göstermedim size hep gizledim.İstedim ki hep mutlu bilesiniz beni .

Yetiştirdiğiniz gibi hep kendine güveni olan hep disiplinli istediğiniz gibi…….

EMİNE GÖL YILMAZ

(*)Necip Fazıl Kısakürek –Annem’e Mektup

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Published November 2, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,

Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

[ Ahmed Arif ]

BEN SENİ SEVDİM Mİ?

Published November 2, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni

[ ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN ]