Archives

All posts for the month February, 2010

HİKAYE

Published February 15, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç se…vmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!
“Cahit KÜLEBİ” ALINTI

en önce ve illa ki sağlık olsun!

Published February 15, 2010 by Emine Göl Yılmaz

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama.
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin…
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin.
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin.
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart.
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine…
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis.
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla.
Ohhh şöyle bir hafifle…
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de.
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık.
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa…
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak.
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al…
Sonra, şöyle bir düşün. Kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken?…
Kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?..
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?…
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara!…
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor!…
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi?
Akşamın da güzel olsun…
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun…
Saklama tabakları, bardakları misafire.
Sizden ala misafir mi var bu dünyada?..
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil.
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi.
Tadına var akşamının…
Gece evinde, dostların olsun.
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun…
Arkadaşım, hayat bu. Daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

Can Yücel

Mutlu Aşk Yoktur

Published February 6, 2010 by Emine Göl Yılmaz

İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman 
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini 
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi 
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi 
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an 
Mutlu aşk yoktur 

Hayatı Bu silahsız askerlere benzer 
Bir başka kader için giyinip kuşanan 
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan 
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan 
Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter 
Mutlu aşk yoktur 

Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim 
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi 
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri 
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri 
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için 
Mutlu aşk yoktur 

Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye 
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek 
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek 
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek 
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine 
Mutlu aşk yoktur 

Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin 
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara 
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda 
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da 
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin 
Mutlu aşk yoktur ama 
Böyledir ikimizin aşkı da 

Louis Aragon